OTEL
İŞLETMELERİNİ VE YÖNETİCİLERİNİ NASIL DEĞERLENDİRELİM ?![]()
Likidite
analizleri, vadesi dolduğunda işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeyebilme
yeteneğini ölçmek için kullanılır. Bir işletmenin karlı olması ve bunun
yanında borçlarını ödeyebilecek bir nakdi işletmede tutması zorunludur.
Bir
işletmenin toplam cari varlıkları ile toplam cari yükümlülükleri arasındaki
ilişkiyi ifade ederek işletmenin borç ödeyebilme yeteneğinin kabaca bir ölçüsünü
ortaya koyabiliriz. Kaba diyoruz çünkü hesaplamada cari hesapların dönüş
devri, varlıkların ve yükümlülüklerin bileşiminin nasıl olduğunu göz
önüne almamaktadır. Herhangi bir tasfiye anında cari borçları ödeyebilmek
için cari varlıkların bir defada nakde dönüştürülebileceği varsayımı
yapılmıştır burada... Otelcilik endüstrisinde bunu başarabilmek ise pek mümkün
değildir. Çünkü, cari malların çoğunu, kolayca bozulabilen yiyecek ve içecekler
ve işletme faaliyetlerinin devamını sağlamaktan öte değeri olmayan çeşitli
tedarik malzemeleri oluşturur. Bu oran geliştirilirken başlangıçta toplam
varlıklarının % 50 si kadar mal
bulunduran ticari-sanayi işletmeleri için geliştirilmiş ve 2/1 oranı kabul
edilmiştir. Fakat sanayi işletmelerindeki bu 2/1 oranın Otelcilik işletmelerine
uygulanması pek mümkün değildir. Çünkü Otelcilik işletmelerinin varlıkları
içerisindeki malların (malzemelerin) payı çok düşüktür. Dolayısıyla bu
işletmelerin ana ürünleri cari varlıklar arasında değil, cari olmayan varlıklar
arasındadır... Otelcilik işletmelerinde mallar(malzemeler), satılabilir ana
kalemlerin bir tamamlayıcısı olup toplam varlık kalemlerinin içindeki payı
% 0,5 veya % 1 i gibidir. Bu bakımdan sanayi kesiminde 2/1 şeklinde
olan bu oranın otelcilik sektöründe 1/1 şeklinde kullanılması genellikle tüm
dünyada olumlu sayılmaktadır.
Ancak
kredi verenler alacaklarını tahsil edebilmeleri bakımından yüksek bir
likiditeyi genellikle daha garantili görmektedirler... Aslında bu durum Otel işletmesi
sahipleri yada yöneticileri açısından da önemli olmalıdır, çünkü gereğinden
fazla nakit veya malzeme stoku elde bulundurulmamalıdır. Gereğinden fazla
stoklara bağlanan paralar başka gelir getiren alanlarda daha verimli olarak
kullanılabilir.
Ancak
cari borçlara karşın, cari varlıkları kolayca nakde çevrilebilen likit
varlıklarla ilişkilendirdiğimizde, işletmenin borç ödeyebilme yeteneğinin
çok daha iyi bir şekilde ölçebiliriz... 1/1 yada bu orandan biraz daha aşağıda
olması otel işletmeleri için yeterli sayılabilir...
Bir
işletmenin likiditesi sahip olduğu varlıkların bileşimi ile çok yakından
ilişkilidir. Otelcilik ya da genel anlamda Turizm sektöründeki işletmeler
satışlarının büyük bir bölümünü kredili olarak gerçekleştirmektedirler.
Bu sebepledir ki ağırlama sektörünün likiditesi açısından bu hesapların
bazı ilginç yönlerinin araştırılmasında yarar vardır...
Alacaklar
Gelirlerin tahsil edilmeyen kısmıdır. Bu bakımdan Toplam gelirlerin % kaçının
alacak olduğunun ifade edilmesinde yarar vardır. Büyük otel işletmelerinde
% 2,5 - % 5 arasında olması kanımca yeterlidir.
Alacakların
dönüşümü ve tahsil süresi, alacakların hesaplama yöntemine göre ayda
yada yılda kaç kez ve ne kadar sürede nakde çevrildiğini ifade eder.
Hesaplamada belli bir andaki alacakların değil de hesaplama yapılacak dönemin
ortalama alacakların işleme tabi tutulmasında daha doğru yorumlamaya neden
olur. Bir başka açıklamayı da ilave eder isek; özellikle Alacak devir hızı
ve tahsil süresinin hesaplanmasında Toplam gelir rakamı yerine Kredili satış
rakamının kullanılması daha doğru olur. Bu hesaplamalar Bir otelin kredi
politikalarının etkinliğinin ve bu politikalara bağlılığının bir
ifadesi, göstergesidir, Sonuçların kısa yada uzun oluşuna göre değerlendirilmesi
gerekir. Bunun yanında bir başka önemli husus da alacaklardaki devir hızı
ve tahsil süresi neticelerinin ayrıca hesaplanacak Borçların devri ve ödeme
süresi ile ilişkilendirilerek ifade edilmesi, ortaya koyulması ve dikkatle
izlenmesi ilerideki olası krizlere hazırlıksız yakalanmama açısından çok
önemlidir. Bu hususa dikkat edildiği ölçüde likit rezervlerdeki erimenin,
bir başka ifade ile firmanın kan kaybetmesinin önüne geçilmiş olur...
Bir
işletmenin borç ödeyebilme yeteneği, vadesi geldiğinde almış olduğu borçlarını
ana parası ve faizleri ile karşılayabilmesidir. Bir işletmenin finansmanında
kullanılacak olan paranın iki kaynağı vardır. İşletme sahiplerinin bu
finansmanı sağlaması ya da borçlanma yoluyla finansman sağlanmasıdır. Bir
firmanın borçlarını ödeyememe riski ödünç veren kişilerin ve İşletme
sahiplerinin koydukları paranın
miktarına da bağlıdır. Manivela yada Kaldıraç terimi, işte bu noktada
devreye girer. Yani ortakların işletmeye koydukları öz sermayeye oranla işletmenin
sahip olduğu varlıkların finansmanında kullanılan uzun vadeli borç miktarını
ifade eder. Ve genellikle işletmeye borç veren kreditörler, herhangi bir
tasfiye ve varlıkların satılması halinde kredilerinin geri dönüşü için
o güvenceyi işletmenin her hangi bir zaman noktasında varlık ve borç ilişkisi
içerisinde görmek isterler. Fakat bu durum ileride faaliyetlerden sağlanacak
fonları göze almaz. Gerçekte bu durum tasfiye halinde olan bir işletmenin
borç ödeyebilme yeteneğini gösterir. Bu bakımdan her bir birimlik borca karşılık
kaç birim varlıklara sahip olunduğunun da anlaşılması faydalıdır. Aynı
şekilde varlıkların % kaçının borçlanılarak edinildiğinin yorumlanması
da yarar sağlar. Kiralama, ortak girişimler, ve diğer finansman tekniklerinin
büyük ölçüde kullanılmaya başlanması nedeniyle, herhangi bir sonuca
varmadan evvel işletmenin borç ödeme yeteneğinin çok iyi bir şekilde ölçülmesi
ve dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi lazımdır. Herhangi bir şekilde sağlanacak
borç fonlarının maliyeti, bunların kullanımından sağlanacak gelirlerden
az ise önemsenmelidir. Aksi halde gidişat aşağıya doğru olacaktır.
Kreditörler
öz sermaye ve borç ilişkisine işletmeye açılacak kredilere ilişkin riskin
bir göstergesi olarak bakarlar. Dolayısıyla borcun maliyeti de risk faktörü
ile yakından ilgilidir ve kredi şartları ve vadesi de bundan etkilenmektedir.
Finanssal manivelası çok yüksek olan bir işletme bazen çok yüksek faiz
oranları ile borç talep etmesine rağmen ek borç bulmakta güçlük çekebilir...
Borç finansmanının kullanılmasında rol oynayan en büyük etken, borç
maliyetinin, borcun kullanımıyla ilgili tüm faizler düşüldükten ve
vergiler ödendikten sonra elde edilen net getirinin durumudur. Hisse
senetlerinin Pazar fiyatı hisse başına elde edilen kazanca bağlı olduğundan,
borç finansmanının vergiden sonraki kazançlar üzerindeki etkisi çok önem
kazanmaktadır. Şayet finanssal manivelası çok yüksek olan bir firma ileride
herhangi bir zararla karşılaşacak olursa, sabit borç faizlerini karşılayabilmek
için yeterli fonlara sahip olamayacaktır. Bu durum ise işletmeyi iflasa sürükleyecek
ve ortaklar da yatırımlarını kaybedeceklerdir. Dolayısıyla borç öz
sermaye ilişkilerini değerlendirirken bu faktörlerin tamamının iyi bir şekilde
değerlendirilmesi gereklidir. Burada söz konusu riskin ne olduğunu tahmin
edebilmek için kullanılabilecek yöntemlerden birisi, o firmanın geçmişteki
faiz ödemelerini yerine getirebilme yeteneğinin incelenmesidir. İş
yapabilmek için faizin olağan ve zaman zaman gerekli bir gider olması
nedeniyle, bu giderler vergiden önceki kazançlardan ödenmektedir. Bu bakımdan
faizin kaç kez kazanıldığını hesap edebilmek için faiz ve vergiden önceki
net kar ile faiz giderleri arasındaki mantıksal ilişkinin kurularak firmanın
güvenlik marjına ulaşılır...
İşletme
varlıklarının hangi etkinlikte kullanıldığına gelince, belirli varlıklara
yatırılan fonlar üzerindeki kontrollerin etkin olup olmadığı üzerinde
duracağız. İşletmenin envanter hacmini satış hacmi ve bu satış hacmi ile
bağlantılı olarak satış maliyetleri ile ilişkilendirerek envanterin ayda
yada yılda kaç kez çevrildiği yada ortalama kaç günde bir yenilendiği
konusunu yorumlayarak stokların ne derece etkin kullanıldığını ve stokların
etkin bir şekilde yönetilip yönetilmediğini, stoklar üzerine gereksiz yere
para bağlanıp bağlanmadığını, Uygun satın alma tekniklerinin, güvenilir
satış tahminleri ile birleştirilip birleştirilmediğini ve dolayısıyla
bunların bir sonucu olarak yüksek bir dönüş hızına ulaşılıp ulaşılmadığını
anlamak mümkündür.
Sabit
kıymetlere yapılan yatırım ile yer satımı/kiralama şeklinde sürekli
olarak kazanılan gelir arasındaki ilişkiyi yorumlayarak satış geliri elde
etmek için Sabit varlıkların ne derece etkin yönetilerek kullanıldığını
ortaya koyabiliriz. Ayrıca Doluluk oranları değerlendirmeleri ile özellikle
otel işletmelerinde gelirin elde edildiği tesislerin hangi verimlilikte kullanıldığı
konusunda bilgi sahibi olabiliriz. Aynı şekilde bu ölçümü restoran
seviyesine kadar indirerek oteldeki herhangi bir restoranın da faaliyet anlamında
verimliliğini rahatlıkla ölçebiliriz.
Bir
diğer önemli husus, işletme sahibinin işletmeye yapmış olduğu yatırım
üzerindeki getirisinin sağlanabilmesi için faaliyetlerden sağlanan karların
yeterli olup olmadığını ölçmektir. Bu bakımdan gelir vergisi de dahil tüm
giderlerden sonraki kar ile öz sermaye arasındaki ilişkinin gözden geçirilerek
diğer mevcut yatırım fırsatlarından elde edilebilecek getirilerle kıyaslama
yapılmalıdır. Örneğin halka açık şirket durumlarında, bireyler cari
pazar fiyatından hisse senetleri satın alarak bir işletmeye ortak
olabilirler. Dolayısıyla bu kişilerin yatırımları üzerindeki getiri oranı,
hisse başına düşen yıllık kazancın(vergiden sonraki net kar) hisse başına
ödenen Pazar fiyatına bölünmesiyle elde edilir. Piyasa değeri de işletmeye
yapılan öz sermaye yatırımına ait fiyatı temsil ettiğinden, bu ölçüt işletme
dışındaki kişilere ait yatırımlar üzerindeki getiri oranını daha doğru
bir biçimde yansıtacaktır.
Turizm
Otelcilik işletmeleri doğası gereği işletme faaliyetleri için büyük yatırımlara
gereksinim gösterirler. Bu nedenle fon lama maliyetlerini karşılayacak ve
ortaklara yeterli bir getiri sağlayacak yeterli bir kazanç elde edebilmek için
sahip olunan bu yatırımların etkin bir şekilde kullanılması gerekir. Varlıklar
üzerindeki getiri, tüm işletme varlıklarının defter değeri ve karları
(faiz ve vergiden önceki) arasındaki ilişkiyi ifade eder. Faiz ve vergiden önceki
diyoruz çünkü bunları da katar işin içine katar isek varlıkların gerçek
kazanma yeteneğini ölçemeyiz. Sonuçta bu knuda yapacağımız değerlendirmeler
ile varlıkların kazanma yeteneği ile varlıkların finansmanında kullanılan
borca ait faiz oranını da mukayese edebilir ve varlığın satın alınması
yada borç finansmanı kullanılması yönünde alınacak kararlara ışık
tutabiliriz. Şayet borç finansmanı kullanılacak olursa, böyle bir durumda,
varlıklar üzerinden sağlanan getiri oranının borç alınmış fonlar üzerinden
ödenen faiz oranından daha yüksek olması gerektiği de açıktır.
Karlılık,
işletmenin etkinliğini ve kar yapabilme yeteneğinin bir göstergesidir. İşletme
satışları ile işletme karları arasındaki ilişkileri kurarak karlılığın
ne olduğunu görmek mümkündür. Gelir vergisinden sonraki net gelir ile
toplam gelirler arasındaki ilişkiyi ölçebiliriz. İşletmenin genel
faaliyetsel ve finanssal etkinliğinin kaba bir ölçütüdür kar marjı. Gelir
vergisi, finanslama (faiz) giderleri ve işgal maliyetleri gibi her zaman için
kontrol edilemeyen fakat işletmenin genel karlılığının ölçülebilmesi için
göz önüne alınması gerekli tüm giderlerin düşülmesinden sonra hesap
edilir. Kar marjı yıllık başarı performansının satışlar üzerinden sağlanan
bir getiri olarak ifade edilmesini gösterir. Ancak kar marjının yüksekliği
yatırımlar üzerinde yüksek bir getiri oranının sağlanmasını garanti
etmeyeceği gibi, küçük olması da öz sermaye getirisinin mutlaka küçük
olacağı anlamına gelmez. Her iki durumda da yeterli bir kar sağlayabilmek için
önemli olan değişken gerekli satış hacminin yakalanmasıdır. Yönetsel başarının
ve faaliyet etkinliğinin ikinci bir ölçüsü de brüt faaliyet karının
toplam gelirlerle olan ilişkisidir. Brüt faaliyet gelirini, faaliyet
giderlerinden sonra fakat tüm işgal ve finanslama maliyetlerinden önceki kar
olarak tarif edebiliriz. Bu istisnaların üzerine doğrudan etkili olması
nedeniyle gelir vergilerinin de ilavesi uygun olur. Bu giderlerin neden hariç
tutulması gerektiğini şu şekilde açıklayabiliriz; çünkü bu tip giderler
üzerinde az yada çok yönetimin bir kontrole sahip olamayışıdır.
Bir
işletmenin başarılı bir şekilde yönetimi, gelirlerin elde edilmesini ve
giderlerin kontrol edilmesini gerekli kılar. Bir işletmenin en önemli yönü
satış yaratabilme yeteneğidir. Etkin bir yönetim mevcut satışların düzeyini
ve kaynaklarını analiz eder ve gelirlerin arttırılabileceği potansiyel
kaynakları ortaya çıkarır. Öncelikle toplam gelirlerin bileşiminin ne olduğunun
araştırılması ve analizinin yapılması gereklidir dolayısıyla bu bileşimin
elemanlarının bütüne yapmış oldukları nispi katkılarında ortaya
koyulmasında yarar vardır. Toplam gelirin bileşimi hem satış hacminden hem
de bütünü oluşturan elemanlar üzerinde uygulanan fiyat yapısından
etkilenir. Daha sonra ise bu neticeleri kendi içerisinde analiz etmek güç
olduğundan önceki yıllar ile yan yana koyularak incelenebilir. Fakat bu
noktada şayet sektör istatistiklerinden haberdarsanız bu istatistiklerle işletmenin
durumunu karşılaştırarak yorumlayabilir ve rakipler karşısında işletmenin
durumu da ortaya konabilir... Toplam gelir karışımı miktarındaki önemli
bir faktör de çeşitli birimlerde
uygulanan fiyat yapısıdır. Otelcilik endüstrisi yada tek bir otel işletmesindeki
fiyat yapısı diğer sektörlerden yada diğer işletmelerden farklı olarak
tek bir fiyattan ziyade çok çeşitli bir fiyat dizisini kapsar. Bu bakımdan
Satışların genel değerlendirmesinde, ortalama bir satış tutarının ne
olduğunun hesaplanması hem endüstri ortalamalarıyla bir kıyaslama sağlar
hem de mukayese edilebilir diğer işletmeler yanında fiyat yapısının düşüklüğü
yada yüksekliği konusunda bilgi verir.
Karlı
satışların maksimize edilmesinden sonra işletme yönetiminin diğer önemli
bir sorumluluğu bu satışların ne kadar maliyetle karşılandığının
kontrol edilmesidir. Uygun ünite satış fiyatında yeterli bir düzeyde yapılan
satışlar karlılığa doğru ilk kapıyı açacaktır. Bu bakımdan karlılık,
büyük ölçüde faaliyet giderlerinin kontrolüne ilişkin yönetsel etkinliğe
bağlıdır. Bu yönetsel etkinliği ölçebilmek ancak maliyetlerin gelirlerle
ilişkilendirilmesi ile başarılabilir, fakat karşılaştırma yapılamadığı
sürece de rakamların tek başına hiçbir şey ifade etmeyeceği de açıktır.
Pek çok faaliyet giderinin tutarı bir dereceye kadar satış hacmine bağlı
olarak değişecektir. Satış hacminin yüksek olması halinde faaliyet
giderlerinin de yükselmesine neden olacaktır. Satış hacmindeki değişmeler
sonucu faaliyet giderleri ve gelirleri arasındaki oransal ilişkinin büyük ölçüde
istikrarlı olmasına gayret ve dikkat edilmelidir. Planlanandan sapmalar olduğu
taktirde nedenleri mutlak surette araştırılmalı ve ortaya koyulmalı ve
gerekli iyileştirici tedbirlere yönelik kararların süratle alınması
gereklidir.
Nicel
bilgileri objektif bir şekilde değerlendirebilmek için bir karşılaştırmanın
yapılması zorunludur. Analizler verileri daha anlamlı kılmak için ilişkilerin
kurulmasını gerektirir. Ancak nicel verilerin analiz edilmesine olanak veren
bazı standartlar sağlanmadıkça yapılacak analizlerin değeri azalacaktır.
Nicel verilerin mukayeseli analizi çok çeşitli faktörleri içerir. Karşılaştırılabilir
veriler, cari faaliyetlerin ve finansal yapının etkinliğinin ölçülmesini
sağlayacak şekilde seçilmelidir. Ayrıca bu veriler seçilirken analizi yapılan
işlemler ile bu veriler arasındaki farkları ayıklamak ve değerlendirmek için
objektif teknikler kullanılmalıdır.
Dolayısıyla nicel faaliyet bilgilerinin yararı karşılaştırma araçlarının yokluğu halinde çok sınırlı olacaktır. Karşılaştırma amacıyla bir işletme içsel ve dışsal verileri kullanabilir. İçsel veriler, Bütçelenmiş tahmini başarı, geçmiş başarı, Dışsal verileri de benzer işletmeler ve Endüstrinin başarısı olarak sıralayabiliriz...
Bütçe
karşılaştırmaları, günün koşullarına göre periyodik olarak gözden geçirilmiş
gerçekçi bütçelerin varlığına dayanır. Fiili maliyetlerin tahmini
maliyetlerle sürekli olarak izlenmesi ve karşılaştırılması, işletmenin
başarısını değerlendirmek ve etkin bir gelir ve gider kontrolü sağlamak yönünden
bir temel oluşturur. Bu karşılaştırmanın önemi ise işletme yönetiminin
sağlam ve etken işletme bütçelerini hazırlamadaki becerisine bağlıdır.
Ayrıca işletmenin hali hazırdaki başarısı genellikle geçmişteki başarısı
ile karşılaştırılır. Böyle bir karşılaştırma, bir işletmenin değiştiğini,
yada büyüdüğünü gösterir. Büyüme veya değişme, bir gerileme (olumsuz
büyüme), ya da bir ilerleme (olumlu büyüme) şeklinde ortaya çıkabilir.
İşte bu büyümenin ölçülmesi ve değerlendirilmesi, planlama sürecinde işletme
yönetimine yarar sağlar. Bir işletmenin yada bir işletme ünitesinin elde
etmiş olduğu başarıları değerlendirmenin diğer bir yolu da benzer işletmelerle
karşılaştırmaktır. Mukayeseli veriler
bir işletmeler zinciri dahilinde bir üniteyi değerlendirmek için çok
üniteli işletme yönetimi tarafından ve bir ünitenin başarısını aynı
sahadaki diğer işletmelerin başarısı ile karşılaştırmak için tüm yönetim
kademeleri tarafından kullanılmalıdır. Ancak eğer bir işletme zincir içerisinde
bir ünite değil ise belirli verilerin diğer işletmelerden sağlanması sınırlı
kalabilir...
Biraz
istatistiksel bilgi; Aritmetik ortalama mı? Yoksa medyan mı?...
Nicel veri gruplarının değerini tanımlamak için, en sık kullanılan
metotlardan birisi aritmetik ortalamadır. Orta yada ortalama, bir grup veriye
ait toplamın gruptaki kalem sayısına bölünerek elde edilir. Orta, gruba ilişkin
bir merkezi eğilim ölçüsünden başka bir şey değildir... Daha az kullanılan
bir merkezi eğilim ölçüsü ise Medyan dır. Medyan değeri bir grubun ortasında
yer alan sayıdır. Eğer gruptaki sayı adedi tek ise ortadaki değer, çift
ise ortadaki iki sayının ortalaması medyandır. Şuna çok dikkat
edilmelidir. Şayet analiz edilecek grupta extrem değerler var ise aritmetik
ortalama çok çarpık bir hal alabilir ve analiz edecek kişileri de yanıltabilir,
bu durumda medyanın kullanılması yararlıdır. Fakat extrem değerler yok ise
tipik değerleri aritmetik ortalama daha iyi yansıtır...Aritmetik ortalama
yada Medyan arasında bir seçimin yapılması, daha çok eldeki verilerin biçimsel
bileşimine bağlı olduğudur. Genellikle kişiler aritmetik ortalamayı daha
çok bildiklerinden bunu ağırlıklı olarak kullanırlar fakat bilgiyi
kullanacak kişiler açısından sonuçlar bazen yanıltıcı olabilir. Bu bakımdan
veri gruplarındaki elemanlar çok iyi incelenmelidir...
Mukayeseli
analizlerde ise asıl amaç, karşılaştırılan kalemler arasındaki farkları
ayıklamak ve değerlendirmektir. Zaman dönemleri arasında karşılaştırma
yapıldığında bu farklara değişme yada değişim adı verilir. Cari
faaliyet sonuçlarının, planlanan faaliyet yada endüstri başarısıyla karşılaştırılması
sonucunda ortaya çıkan farklara ise varyasyon yada varyans denir. Değişme ve
varyasyonları ayıklamak, ancak karşılaştırılan kalemlerin karşılaştırılabilir
değerlerle ifade edilmesi halinde mümkündür. Bu durumda olumlu ve olumsuz
sapmaların ne olduğu, yani farklı faaliyetlerin karşılaştırıldığı da
göz önüne alınmalıdır. İşletmelerin birbirine benzemeleri nedeniyle,
bunlarca elde edilen başarının tıpa tıp aynı olması tabi ki düşünülemez,
aynı şekilde endüstri ortalamaları, çeşitli değişkenlerin bir bileşimi
olduğundan dolayı hiçbir işletmenin de gerçek olarak endüstri ortalamasını
tutturamaması çok normaldir...
Finansal
ve Faaliyet tablolarının iki işletme arasında yada sektör ortalamalarıyla
karşılaştırılması sonucu sağlanan fayda, hacimde ortaya çıkan farklar
sebebiyle çok sınırlıdır. Hacimde çok büyük farkların bulunması
halinde Mutlak gelir ve gider rakamlarının karşılaştırılması pek yararlı
olmayacaktır. Bu durumda ancak çeşitli kalem tutarlarının nispi büyüklük
olarak karşılaştırılması daha anlamlı olacaktır. Bu amaçla, çeşitli
kalemlere ait tutarlar ilgili tablolardaki temel (baz) bir değere göre yüzde
ile ifade edilecek olursa anlamlı karşılaştırmalar yapılabilir. Bu ise
Gelir tablosu kalemleri Toplam gelirin, bilanço kalemlerini ise toplam varlıkların
bir yüzdesi şeklinde ifade ederek gerçekleştirilebilir. Fakat iş hacminde büyük
farklılıklar olması herhangi iki işletmenin parasal gelir ve giderlerinin
karşılaştırılması bu iki işletmenin nispi verimliliği hakkında pek
bilgi sağlamayacaktır. Ayrıca iki işletmenin farklı fiziksel hacimlere
sahip olması, ortaya çıkan daha büyük enerji, tamir ve bakım gibi
giderlerini karşılaştırabilme imkanını yok etmektedir. İşte bu noktada
parasal olarak ifade edilen tablo rakamlarını toplam satışların ya da
toplam varlıkların bir yüzdesi olarak ifade ederek farklı iş hacmindeki işletmeleri
karşılaştırabilir hale getirebiliriz...
İleriye
dönük olarak projeksiyonların yapılmasında bir model saptamak için geçmiş
verilerin de gözden geçirilmesi ve analiz edilmesi gereklidir. Yani geçmiş
verileri ileriye projekte etmek gereklidir. Dönemler itibariyle elde edilen başarıları
karşılaştırmak, değişmeleri, yada farklılıkları mutlak veya belirli bir
temel değere göre nispi olarak belirlemek için eğilimler kullanılır. Eğilimin
yönünün bulunmasında mutlak fark yada büyüme oranlarının kullanılması
önemlidir. Çünkü mutlak farklar değişmenin yönünü açık bir şekilde göstermezken
nispi değerler açıkça ifade edebilir. Dolayısıyla eğilim analizlerini
planlama ve yönetim kademesinin sorumluluklarını kontrol etmek için kolayca
kullanabiliriz. Bu bakımdan ilerideki aktivite düzeylerinin öngörülmesi yönünden
oldukça yararlıdır. Bir kontrol aracı olarak eğilim analizleri arzulanmayan
bir durumun daha henüz ortaya çıkmadan öngörülmesine ve bir zarar ortaya
çıkmadan gerekli düzeltici tedbirlerin alınmasına yardımcı olabilir. Eğilim
analizlerini uygulamaksızın bazı gözlemleri zamanında yapmak mümkün
olamaz. Bu analizleri kullanarak yönetici eğilimlerdeki herhangi bir olumsuz
değişmeyi zamanında yakalayabilir ve istenmeyen bir durum gerçekleşmeden önce
gerekli önlemleri alabilir ve sonuçta da maliyetleri önceden saptanan sınırlar
içerisinde tutabilir... Ancak, Eğilim analizleri gelecekteki ihtiyaçların ve
aktivite düzeylerinin planlanması yönünden yeterli bir çözüm getiremez ve
istenmeyen sonuçları da öngöremez. Çünkü, eğilim analizleri geçmişteki
şartların süreceğini ya da değişen koşulların bilindiği ve ölçülebildiği
varsayımına dayandırılmıştır. Bu analizlerden etkin bir şekilde
yararlanabilmek için bu varsayımların yapılması zorunludur. Bu analizi
yapan kişi ilgili tüm şartları biliyor ise, bu şartlarda meydana gelmesi
beklenen değişiklikler öngörülebilir ve bunların faaliyet sonuçları üzerindeki
etkisi de tahmin edilebilir. Bu analizlerin başarılı bir şekilde
uygulanabilmesi, ilgili şartların bilinmesine, bunların değişimine ilişkin
öngörülere ve bu değişimlerin veri analizi üzerindeki etkisinin tahmin
edilmesine bağlıdır. Ayrıca eğilimlerden bir sonuç alınacak ise kaç yıl
geriye gidileceğinin ve genel eğilimden büyük sapmalar gösteren bazı gözlemlere
ne kadar ağırlık verileceğinin önceden karşılaştırılması gereklidir.
SONUÇ; Nasıl ki bir kişinin sadece dış görünüşüne bakarak o kişiyi değerlendirmek yanlış olur ise işletmeler ve onu yönetenler içinde bu aynıdır. Dolayısıyla işletme ve yöneticilerini değerlendirirken merceği yakın tutmakta fayda vardır. Dışarıdan bakarak bir fabrikanın yada büyük bir otelin sadece güzel yada çirkin olduğunu söyleyebiliriz, iyi işletildiğini veya verimli bir işletme olduğunu söylemek ise dışarıdan bakarak mümkün değildir...
29/06/2006,Adnan Şişman