Geri   Back

Bulgaristan Sofya anıları...

Hello! Mr.Sisman 'I'm.....   Tam İzmir'de işe başlayacaktım ki Sudi Baba (Casinolar Kralı Sn.Sudi Özkan) aradı." Ne yapıyorsun ?" dedi. "İyiyim baba, bu gün (cumartesi) bir ön görüşme yaptım. Pazartesi tekrar görüşüp işe başlayacağım." dedim. "Olmaz öyle şey hiç bir yere gidemezsin buraya geleceksin!." dedi. "Nereye geleceğim?" dedim. "Bulgaristan'a" dedi ve sonra esti, yağdı...

Daha önce Sudi baba beni yurt dışında olan casinoların merkezine İstanbul'a çağırıyordu. Ama bir türlü gitmek nasip olmamıştı. Bu arada bir gün Hasip abi beni aradı ve dedi ki, "Bu kadar mı vefasızsın ? sana çok kızıyorum..." bir sürü söyledi.. Benim hiç kardeşim yok, ama bir abim olsaydı herhalde onu Hasip abiyi sevdiğim kadar severdim. "Haklısın abi, ama yanlış yaptım gitmedim, senin gibi düşünemedim, doğru söylüyorsun haklısın." demiştim. Hasip abi çok ağır konuşup yüreğimden yaralamıştı beni.... Vefasızlık yapmıştım... ve her zaman doğruları mertçe söylediğine inandığım Hasip abi çatır, çatır yüzüme söyleyip boynumu bükmüştü...

Bu sefer vefa borcumu ödeme zamanı gelmişti. "Sıkma canını baba, gider hallederim, sen kalbini ferah tut." dedim.. " Bir hafta on gün kadar bir işim var İzmir'de onu halledeyim, önce İstanbul sonra Bulgaristan Sofya'dayım." dedim.

Pasaport işlerini İzmir'de hallettikten sonra 27/07/2004 İstanbul'a uçtum. Bir gece orada kaldıktan sonra 28/07/2004 Sofya havaalanına indim... Hava alanında, beni herhalde soför ya da bir personel karşılayıp Sofya Princess Otele otele götürür diye düşünüyordum kapıdan geçerken.

Kapıdan geçtikten sonra beni çok güler yüzlü, yakışıklı, hafif kırlaşmış saç ve sakalları olan, grand tuvalet giyinmiş bir Bulgar beyefendisi karşıladı. ve çok sıcak bir şekilde " Hello Mr. Sisman, I'm Alex Oreshkov, General Manager of Sofia Princess Hotel!" dedi. "Hello!" deyip tokalaşırken. Şaşkınlığımı belli etmemeye çalışıyordum... İçimden ne kadar alçak gönüllü ve mütevazi bir insan diye geçirdim... 

Sevgili Genel müdürüm Dr. Alex Oreshkov...., inanıyorum ki; Sofya Princess Otelin başında sizin gibi güler yüzlü, alçak gönüllü ve mütevazi bir insan oldukça, hem işletme sahiplerinin memnuniyeti devamlı olacak ve hem de personel ve müdürleriniz, motivasyonu tam bir şekilde çalışmaya devam edeceklerdir. Sizin gibi değerli birisinin Sofya Princess Hotel' in başında olması, herkes için şans bence... Yedi ay gibi kısa bir süre de olsa Mali İşler Müdürlüğü yaparak sizin gibi değerli birini asiste etmekten çok zevk aldım...

Size ve Ailenize, Personelinize ve yakınen tanıma fırsatımın olduğu Güzel Sofya şehrine ve yardımsever halkına Saygı ve Sevgilerimi gönderiyorum...  

7000 Blv üzerinde satarsanız size kahve ısmarlayacağım.... Oğlum üniversite sınavını kazanmıştı. Bu yüzden onu Balıkesire yerleştirmek için Sofya'dan dönmüştüm... Birçok zahmetli araştırmadan sonra sonunda onu rahat edebileceği bir eve yerleştirmiştim. Oğlum büyümüş ve ilk kez evden ayrılıyordu okumak için. İşler bittikten sonra biraz dinlenmek ve sigara içmek için tam balkona çıkmıştım ki çep telefonum çaldı. Telefondaki kişi Tercüman Nedret'di... "Adnan bey Hurda silindir ütüye müşteri çıktı.. 5000 BLV. veriyor. satalım mı diye soruyorlar?" dedi... "Satmayın, beni bekleyin." dedim.

Balıkesir'deki işleri hallettikten sonra Sofya'yaya döndüm. Bir müddet sonra Teknik müdür Plamen bey ile Hurda silindir ütü konusunu görüştük. "5000 Blv fiyat alıcının teklifi, bizim teklifimiz değil. Alıcı gelince pazarlık ederiz." dedim. Plamen "Silindir ütü çok eski ve içinde çok parçası eksik, diğer ütülere kullandık, adamın verdiği fiyat iyi" dedi. "Gelsin de bir görüşelim" dedim. "Siz o ütüyü 7000 Blv dan bir statünko fazlaya satın ben de size kahve ısmarlayacağım." dedi.  

Bir müddet geçtikten sonra alıcı geldi, Ben, Tercüman Nedret bey  ve Teknik müdür Plamen Pareskeov bey hep birlikte pazarlığa başladık. yaklaşık yarım saat ya da bir saat geçti. Hurda silindir  ütüyü satmıştık. Fiyat konusunda İstanbul'da olan Sudi Baba dan onayı da almıştık.... Alıcı ertesi gün parasını getirmek üzere ayrılmıştı.. Arkasından Plamen bey de kalktı "Ben gidip kahve alıp geleyim." dedi... " Otur, ben ısmarlarım." dedim. "Ama benim ısmarlamam gerekir" dedi. Unutmuşum "Neden ?"  dedim. "7000 Blv üzerinde satarsanız size kahve ısmarlayacayımı söylemiştim." dedi. ve Personel kantininden espresso kahveleri alıp geldi, hep beraber kahkahalarla gülmüştük... 

Silindir ütüyü 8.500 Blv ya satmıştık... Daha sonra Genel Müdür Gospodine Oreshkov öğrenmiş, geldi ve tebrik etti... Sevgili Nedret bunda senin o mükemmel Tercümenin de payı olmalı...  Sevgili Plamen seni özlemedim dersem yalan olur... 

Hristina'ya kızdığı için duvarları yıktı....  Hristina diğer herkes gibi işini iyi yapan son derece dürüst doğru bildiğini savunmaktan hiç bir şekilde çekinmeyen ve rahatlıkla arkanızı dönebileceğiniz bir Bulgar hanımefendisi... Sofya Princess Hotel'in muhasebe sistemi değişikliği ile ilgili yoğun toplantıların yavaş yavaş sonuna gelmiştik... Diğer yandan da mali işler birimleri çok dağınıktı. Onları birleştirmenin bir yolunu arıyordum.... Bununla ilgili çalışmalar yapıyor ortaya birşeyler koymaya çalışıyordum... 

O günlerde Gospoja Hristina Atanasova'nın kendi sorumluluğunda olacak Finans işlerinden dolayı bir muhalefet yazısı geldi. Benim istediğim bazı uygulamalar kafasına yatmamış ve o da mertçe muhalefet yazısını yazmış ve bir nüsha da masama koymuştu...

Muhasebe ve finans sistemini değişikliği şart olduğu için aynı zamanda yeni sisteme uygun personel yerleşimi de gerekliydi... İstanbul'da ilgili kişilerle yaptığımız görüşme ve toplantılardan da pek sonuç alınamamıştı açıkçası...Ertesi gün, öğle yemeğine çıkmadan evvel otelin inşaatları ile ilgilenen Gospodine Babachkov'u çağırdım ve " Gospodine Babachkov, ben şimdi yemeğe çıkıyorum. yemekten döndüğümde şu,şu,şu duvarları yerinde görmek istemiyorum, hepsini yık." diye talimat verdim ve yemeğe çıktım..

Döndüğümde duvarların biri hariç hepsi yıkılmıştı.. Bu arada Sudi Baba'ya haber uçurmuşlar " Sizin haberiniz yok otelinizi yıkıyorlar" demişler... Sudi bey aradı, "Sen benim otelimi nasıl yıkarsın, senin kendi otelin olunca onu yıkarsın, sen inşaatçımısın, bir daha duvarları yıkma vs " bir ton fırça yedik... "gereken duvarların hepsi yıkıldı, daha yıkılacak duvar yok artık" dedim. Telefonu kapattıktan sonra Babackov'a kalan diğer duvarı da yıkmasını söyledim....

Duvarlar yıkıldıktan sonra hummalı bir çalışmayla çok büyük ve çok güzel bir Mali işler ofisi meydana getirdik. Benim ofisimi de onlara vermiş ve bu büyük ofise dahil etmiştik ve şimdi içerisinde Sonya, Dimitar, Nargis ve Hristina oturmakta...

Duvarların yıkılmasından sonra Mali İşler Müdürlüğü'nde söyle bir söylenti dolaşmaya başladı. "Adnan bey Hristina'nın yazısına çok kızdı ve ona kızgınlığını duvarlardan çıkardı..."

Daha sonra Hristina' nın yazı ile ilgili yaptığımız toplantıda kendisini çok sevdiğimi, güvendiğimi ve onun gibi değerli birini kaybetmek istemediğimi söyleyerek muhalif olduğu konularda gerekli açıklamaları yaparak onu ikna ettim ve her şey yoluna girdi...  

Her zaman böyle bir yerde çalışmayı hayal ettim... Sofya Princess Hotel'de yeni Mali İşler Müdürlüğü ofisinin çalışmaları çok hızlı bir şekilde yürüyordu. Bir yandan kırılıp indirilen duvarların birleşim yerleri onarılıyor, diğer yandan bilgisayarlar için enerji hatları onarılıyordu. Tamiratlar bittikten sonra duvarlar boyandı. Sıra yere döşenecek halıyı almaya gelmişti. Birkaç halıcıyı dolaşıp fiyat aldık. Sonunda Sofya şehrinin dışında bir yer bulduk. Hem diğerlerine göre daha ucuz ve hem de bol çeşit vardı. Halıyı beğenme işini Sonya'ya bıraktım. O da çok güzel bir bordo renkli halı beğendi. Bir kaç gün sonra halıyı getirip döşemeye başladılar. Ofis yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. Halının döşenmesi bittikten sonra Sonya geldi görmeye ve tercüman aracılığıyla dediki "Her zaman böyle bir yerde çalışmayı hayal ettim." ben de ona "Ne güzel işte hayallerin gerçek oluyor." dedim.        

Bu evrakların hepsini çöpe at... Sofya'ya gittiğimin ertesi günü, benden önceki Mali İşler Müdür'nden bekleyen işlerin evraklarını teslim aldım. Masamın üzeri, üst üste konmuş 50 cm den daha çok İstanbul merkezden  onay bekleyen  evrakla dolmuştu. Herneyse eski mali işler müdürünü uğurladık. daha sonra ofise geldim ve Tercüman'a dedim ki " Bu evrakların hepsini çöpe at. Tercüman Nedret şaşırmıştı, "Ama Adnan bey bu evrakların onayını İstanbul'dan bekliyoruz, nasıl atarız." dedi. 

Evrakların çoğu 2-3 aydır bekliyordu, hatta 4-5 ayı bulan evraklar bile vardı. Sağolsun eski mali işler müdürü en ufak bir şeyi dahi atlamadan İstanbul'a yazmış onay istemiş. Karar vereyim, insiyatifimi kullanayım dememiş... 

Tercümanımız Nedret'e " Bunlar otelin departmanların halledilmemiş problemleri değil mi?" dedim, "evet" dedi... "Nedret, bunların hepsini çöpe at, atmayacaksan da gözümün önünden kaldır, nasıl olsa halledilmesi için ilk bana gelmeyecek mi, geldikçe hallederiz." dedim. 

Daha sonra Nedret evrakları bir ünitenin en alt gözüne koydu. Sonra o evraklara ne oldu bilmiyorum. Ama işleri sorarsanız hepsini geldikçe hallettik. İstanbul'dan onay almamız gerekenlere de süratle onay aldık. 

They are my sister and brother... Sofya'da taksiler ucuz olmasına rağmen Bulgar halkını daha yakından tanımak için hep Otobüs, Troleybüs ya da Tramvayları tercih ediyordum... Otelde Mali İşler Birimi çumartesi ve Pazar günleri çalışmıyordu... Otelde kaldığım için genelde hafta sonlarında kendimi otel dışına atıyordum. Yine bir Cumartesi günü tranvaya bindim. Tranvaya her kapıdan binilebiliyor. Tranvayın içinde çeşitli yerlere konmuş bilet delme makineleri var. Binince biletinizi bu mekanik aletin içine sokuyorsunuz ve alttaki mandalı yukarı kaldırarak biletin delinmesini sağlıyorsunuz... Her neyse biletimi deldim ve ön tarafa ilerledim. Ayakta duruyordum. 

Birkaç durak sonra Kontrolör bindi tramvaya. Kontrolör bindiğinde kontrolör olduğunu anlamıyorsunuz, önce normal vatandaş gibi biniyor ve tramvay kalktıktan sonra kontrolör yeleklerini çantasından çıkarıp giyiyor ve başlıyor kontrole... O gün de öyle oldu. ve hemen iki kişiyi yakaladı. Yakalanan çocuklar belli ki üniversite öğrencisi biri kız diğeri erkek. Çifte kumrular gibiydiler tramvayın içinde.. Yakalanınca kıpkırmızı oldular, ne yapacaklarını şaşırdılar. Kontrolör bir yandan da onlara çok kızıyor... 

Birden Üniversite yıllarım geçti gözümün önünden, bazen gençler böyle şeyler yapabiliyor, bütün öğrenciler kıt kanaat başka şehirlerde okumaya çalışıyorlar diye düşündüm.... 

Sonunda dayanamadım ve cebimden iki bilet çıkararak " These two youngs are my sister and brother, I forgot to press the tickets for them." dedim. Kontrolör bir bana bir onlara baktı, bana Bulgarca bir şeyler söyledi, tabi anlamadım. Başka Bulgar yolcularda Kontrole bir şeyler söylediler, sonunda kontrolör biletleri kabul etti ve iş tatlıya bağlandı... Belki o gençler okuyup ileride çok önemli görevler üstlenecekler, rencide olmalarına içim elvermedi..         

Do you have 5 leva ? No I have 5 Euro... Yürüyerek şehir turundan dönüyordum. Otele yaklaşık 100 m. kalmıştıki arkamdan bir ses duydum. "Excuse me!!, excuse me!!" dönüp baktığımda 18-19 yaşlarında çok genç ve elinde valizi olan öğrenci olduğu belli Bir Bulgar kızı benimle aynı yöne gidiyor.. Bana yaklaştığında gözlerinde yaşlar olduğunu farkettim. Benden daha  güzel bir İngilizceyle Sofya'da okuduğunu ve şimdi başka şehirde olan ailesini yanına trenle gitmek için 5 levaya ihtiyacının olduğunu söyledi...

Belkide ben de zor bir üniversite hayatı geçirdiğim için olsa gerek, gençleri hem çok iyi anlıyor ve hem de elimden geldiği kadar yardımı esirgememeye çalışıyordum.. Her neyse elimi cebime attım cebimde sadece 5 Euro var. dedim ki "No, I have no 5 leva, but I have 5 Euro. Hayde! take it and go to your family. On the way in the Train, don't forget to have dinner in the restaurant".

Son 5 Euro mu da O üniversiteli gencin ağlayan gözlerini güler hale getirmek için kullanmıştım.. O an parasızdım ama mutluydum...

Hayde!, Hayde!, Hayde! Bulgarian raki... Otelin muhasebe sistemi ile beraber çok güzel ve çok büyük bir mali işler ofisi yapıp içindeki eşyaları da yenilemiştik. Bunu tüm çalışma arkadaşlarımla birlikte başarmıştık... Sistem de ufak tefek aksaklıkları giderdikten sonra oturmuş sorunsuz çalışıyordu, aynı zamanda oto kontrolü de sağlanmış vaziyette sistem kendi kendini denetler hale gelmişti...

O günlerde Muhasebe ve Finansman müdür yardımcısı Gospodine Dimitar Daskalov (Mitko) geldi yanıma ve bir sürpriz hazırladıklarını belirterek  "Otel dışında bir restoranda tüm mali işler personeli olarak yer ayırttık" dedi. Davete icabet etmemek olmaz... Akşam Restoran'a gittik ne göreyim son derece otantik dekore edilmiş bir bulgar restoranı.... Bayıldım, bayıldım... Sağolsun personel benim yemiyeceğimi düşünerek domuz eti olmayacak şekilde menüyü tespit etmişler... Yemeğe başladık, bana da bir kadeh Bulgar rakısı koymuşlar, bardaklar bizim rakı bardaklarının aynısı... fakat itiraf edeyim çok zor içtim Bulgar rakısını... sonra beyaz Bulgar şarabı ile davam ettim... Hayde!, Hayde!,Hayde! diye kadehleri tokuşturarak rakıları nasıl içtikleri hala gözümün önünde... Bir kere üniversitede o kadar içtiğimi hatırlıyorum, küfelik olmuştum... 

"Değerli Cost Control şefim  Gospoja Bilayana, nasıl içtin o kadar rakıyı... hala aklım almıyor.. Restorandan hiç sendelemeden çıkışını hala hatırlıyorum... Hoş diğer arkadaşların da senden aşağı kalır yanı yoktu ya... :))" 

"Restoranda geçirdiğimiz sürpriz kutlama gecesi gerçekten çok güzeldi,  Sofia Pricess hotel yeni muhasebe ve finans sistemini hep birlikte kurduk, başarı hepimizin başarısı..."

"Bir şey itiraf edeyim; Çalışmayı da eğlenmeyi de çok iyi biliyorsunuz..."         

If I drink two more glases of wine I will understand Bulgarian Language... Sofya Princess Hotel'de personel gecesi yapılıyor, bütün bir yıl çalışmış personel bir gece de olsa eğleniyor... Ben de Mali İşler müdürlüğüne bağlı personelimle birlikte oturuyordum. Müzik, eğlence, yemekler çok güzel, her şey harika... hatta çekilişte banada bir tişort çıktı... Onu tercümanım Nedret'e hediye ettim... Bulgar şaraplarını, çok sevdiğim için ben şarap içiyordum. Biraz çakır da olmuştum..  

Bir müddet sonra Genel Müdür  gecenin anısına konuşma yapmaya başladı... Masada Nedret de benden biraz uzakta oturuyor... "Adnan bey" diye seslenerek "yanınıza gelip tercüme edeyim isterseniz" dedi. üç aşağı beş yukarı Gospodine Oreshkov'un personele teşekkür konuşması yaptığını tahmin ettiğim için İngilizce de bilen tercümanım Nedret'e "If I drink two more glass of wine, I'll understand Bulgarian Language" dedim. Nedret de Bulgarcaya çevirince masadaki tüm personelim ve ben gülmekten koptuk... O günden sonra Sofya Princess Hoteldeki tüm çalışma arkadaşlarım Bulgar şaraplarının bir özelliğini daha keşfetmiş oldular...

Bence Bulgar şarapları Fransız şaraplarından kesinlikle daha güzel... Tadı hala damağımda...   

Kullandığım bütün eşyalar senin olsun Petko, nasılsa ofisim de yok artık, sana daha çok lazım... Duvarları kırıp, tüm personelin bir arada ve rahatça oturabileceği,  büyük bir mali işler müdürlüğü yaptıktan sonra, benim bulunduğum ofisi de bu büyük ofise dahil edip personele verdiğim için kullandığım tüm eşyalar koridorda kalmıştı...

Bu arada büyük ofisi bitirdikten sonra, Yiyecek içecek ofisini de aldığım için yiyecek içecek müdürü Petko Mitov'a da yukarıda mali işler personelinden boşalan ofisleri birleştirerek daha büyük ve güzel bir ofis yapma sözü vermiştim... Fakat Başkanımız Sn.Sudi Özkan beyin başka bir yeri yıkma talimatından sonra yukarıları yıkıp büyük bir ofis yapmayı açıkçası pek göze alamadım.. O yüzden Petko'ya sözümü yerine getiremedim.. Fakat Yiyecek İçecek müdürlüğü ofisindeki eşyalar çok eski olduğu için.. Daha önce ofisimde kullandığım, koridorda bekleyen bütün eşyalarımı Petko'ya verdim.. Petko, çok sevinmiş olmasına rağmen eşyalar olmadan benim ne yapacağımı sordu... Bende kendisine " Sana daha çok lazım Petko, Otel dışından Banquetler için müşteriler geliyor görüşmeye, senin ofisin çok güzel olması lazım, onun için bu eşyaların hepsini al ve yeni ofisine koy, Bana gelen misafirleri ben Genel Müdürlük ofisinin yanında olan sabahları toplantı yaptığımız toplantı odasında ağırlarım, sana daha çok lazım" dedim.

Başka bir gün, Petko'nun yeni ofisini görmek için çay içmeye gittim.. Onun ofisine çok yakışmıştı benim kullandığım eşyalar... 

Daha sonra kendime özel bir ofis yapma fırsatım hiç olmadı... Güle güle kullan Sevgili Petko...

There is a man lying on the floor, please urgently send an ambulance... Bir hafta sonu pazar günü şehirde dolaşmaya çıkmıştım. Maria Luisa bulvarını yürüyerek geçtikten sonra Vitosha bulvarına gelmeden Tramvayların sola döndüğü bir caddenin köşesine geldiğimde son anda karar değiştirdim. Vitosha bulvarına devam etmeyip o yola girdim. Açık kitap pazarını geçtikten sonra sol tarafta sıra sıra dizilmiş meyve satıcılarından yarım kilo siyah üzüm aldım. ve satıcıların sonunda sol tarafta bulunan kilise kapısından içeri girdim. İnsanların dinlenebileceği çok büyük bir bahçe içindeydi kilise, Bahçede bulunan çeşmede üzümleri yıkadıktan sonra banklardan birine oturdum. Tüm banklarda yaşlı ve orta yaşlı Bulgarlar oturuyordu. Yanımda ve karşımda oturan Bulgarlara da ikram ederek üzümleri yemeğe başladım...

Kilisede evlilik merasimi vardı. Bir çok davetli merasimden sonra kilisenin dışına çıktı. Bu arada davetlilerden kenarda duran yaşlı bir amca birden bire yere düştü... Yavaşça yerden kaldırıp boş bir bankın üzerine yatırdık amcayı bir başka Bulgar ile beraber. Kaşı bir taşa denk gelmiş, kanıyordu aynı zamanda yaşlı amcanın tüm vücudu titriyordu... 

Cebimdeki City guide dan ambulans numarasına baktım ve cep telefonundan aradım. Telefona çıkan Bulgar hanıma "Hello, There is a man lying on the floor, please urgently send an ambulance" demeye kalmadım suratıma kapattı telefonu, tekrar aradım. Aynı şey yine oldu. Bulgarca bir şey söyleyip telefonu yüzüme kapatıyor hanımefendi. Olacak gibi değil, sonunda tekrar çevirip üzüm ikram ettiğim yaşlı teyzeye verdim telefonu. Anlamış olacak ki ambulans çağırdı.. Bu arada nabzına baktım çok hızlı atıyordu amcanın... el ve yüzünü yanımdaki şişe suyundan ıslattım. Ambulans 10 dakika sonra geldi. Doktor İngilizce biliyordu. Ona durumu elimden geldiğince anlattım.. Kısa bir muayeneden sonra Doktor çok yüksek tansiyonunun olduğunu söyledi ve  amcayı hastaneye götürmeye karar verdi.. Amca eski toprak, ne kadar istemese de sonunda doktor onu ikna etti ve diğer ambulans görevlileri ambulansa koyarak hastaneye götürdü...

O amcaya yardım etmekten dolayı çok mutluydum...Hepimiz yaşlanacağız, yaşlılara yardım edelim....        

Daha hak etmedim... Sofya princess hotelde işe başladıktan sonra ziyaretime gelenler hep kartvizitimi istiyordu, ben de "Bana kartvizit falan bastırmadı personelim, daha kartviziti hak etmedim herhalde" diye şaka yollu cevaplar veriyor, küçük not kağıtlarına Bulgaristan cep numaramı, direk hattımı ve santral telefonlarını yazıp veriyordum...

 Otelin muhasebe sistemini yeniledikten sonra artık kartviziti hak ettiğimi düşünerek sadece bir kutu bastırdım. Fakat ertesi gün artık İzmir'e dönmem gerektiği için içinden sadece 1 tane kendim aldım.. Sudi babaya da yaptığımız telefon görüşmesinde " Artık arkanı dönüp tatile gidebilirsiniz başkanım, size saat gibi çalışan  bir muhasebe sistemi kurdum, içiniz rahat olsun" dedim. 

Kısaca kimseye kartvizit vermek nasip olmadı kendimden başka... 

Nooooo This is Turkish Style... Sistemin kurulması tamamlanınca, Otel dışından bağımsız olarak oteli denetleyen Ekonomik bilimler doktoru, ve Sofya üniversitesi Muhasebe çözümleri hocası, aynı zamanda Bulgaristan Mali Müşavirler odası başkanı Profesör Mihail Dinev' i otele davet ettim... Davetimin sebebi Yeni kurduğumuz Muhasebe ve finans sistemini incelemesi ve olumlu yada olumsuz görüş bildirmesini istemekti...

Prof. Gospodine Mihail Dinev otele geldiğinde yeni yaptığımız ofisi de görünce gözleri açıldı ve "I think this is an American style office" dedi. Bende "NOOOO, this is a Turkish style." dedim...

Daha sonra Prof Dinev yeni sistemi inceledi ve yazılı görüşünü bildirdi... Profesörün  görüşünden ilk paragrafı alıntı yapalım.. "Sofia Princess Hotel” AD’nin mali muhasebe sisteminin reorganize edilmesi  ve yeni sistem kurulması için Sn. Adnan Şişman tarafından geliştirilen ve prezante edilen modeli heyecan ve memnuniyetle inceledim. Muhasebe operasyon ve prosedürlerinin organizeli bir şekilde gerçekleştirilmesi için sadece “Sofia Princess” otelinde ve otelcilik alanında değil, başka alanlarda da  başarıyla uygulanabilecek bu sistemin ayrıntılarıyla ve büyük bir dakiklikle geliştirilen  bir metot olduğu hususunu altını çizerek belirtmekteyim. Konuya meslekten birisi olarak yanaşarak muhasebe işlerinin organizasyonu için Sn. Şişman tarafından geliştirilen bu modelin her bir mali muhasebe departmanı  yöneticisi tarafından başarıyla ve büyük bir etkinlikle uygulanabileceğine kani ve  emin olduğumu açıklamak isterim. Muhasebe öğretmeni olarak Bulgar yüksek okullarında muhasebe çözümleri konulu derslerimde bu modelin propagandasını  da yapacağım...."  Görüşün tam metnini buradan ya da SERTİFİKALAR bölümünden okuyabilirsiniz... 

 

Geri   Back